Aşk Yoksun,yoksulum...

  • 8/3/2006 - YENİ BLOGUM
  • ARKADAŞLAR AKTİF BLOGUM     www.blogcu.com/SEVDAMINADI   HEPİNİZİ BURAYADA BEKLİYORUM.TEŞEKKÜRLER.

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/3/2006 - YORUMSUZ
  • Hayatta kimse için ağlamaya değmez

    Ağlamaya değenler zaten ağlatmaz

    Birgün ağlaman gerekirse başını dik tut ki

    Gözyaşların seni ağlatan kişi kadar alçalmasın

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/3/2006 - SEV(Nazım Hikmet)
  • Sevmek mükemmel bir iş delikanlım.

    Sev bakalım...

    Mademki kafanda ışıklı bir gece var,

    benden izin sana,

                           seeeeev

                           sevebildiğin kadar...

     

    Nazım Hikmet

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 20/2/2006 - SEVİMLİ
  • Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/1/2006 - SEVGİ ÜZERİNE
  •  BİRAZ ZAMAN AYIRIP OKUMAYA DEĞER...

    Masumi Toyotome adlı bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor musunuz" diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor: " Sevgi üç türlüdür. Birincisinin adı 'Eğer' türü sevgi." Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. örnekler veriyor: "Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim." Toyotome, " en çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. "Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türü budur" diyor. "nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır." Yazara göre, evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile 'Eğer' türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor: "Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlık kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle 'sınavları kazanamadın, Bir de utanmadan Hakone'ye gittin' diye bağırıyor. Delikanlı: 'Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın' diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor, yazar. "Delikanlı, babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar, 'Eğer' türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabiliyor" diyor, Masumi Toyotome. İlginç değil mi?

     İkinci türe geçiyoruz: 'Çünkü' türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, onun sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki."

    Yazar, 'Çünkü' türü sevginin 'Eğer' türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor: " 'Eğer' türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa, zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün 'Eğer' türünden temelde pek farkı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de yükler getiri insana. İnsanlar, hep daha çok insanlar tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama, sonsuz sevgi ve kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı, yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile geçene içerler. O zaman bu tür sevgide, güven duygusu bulunabilir mi ?" diye soruyor Toyotome. " 'Çünkü' türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor. "Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var:

    Birincisi, acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. (Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar.)

    İkincisi de: Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı, aynı kentte oturan anne ve babası hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan, bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca, sevgi de kalmamış. Kız birçok ay sonra kahrından ölmüş...". Japon yazar "toplumdaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündedir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor.

     Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?

     "Ve işte sevgilerin en gerçeği, üçüncü tür sevgi, benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" diyor yazar. "Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için, 'Eğer' türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanmayıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için 'Çünkü' türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir." Güzelliğe bakar mısınız? 'Rağmen sevgi'. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabi bu, sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar "yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin olur sunuz? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma cevap verin" diyor. "kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamanın ne yararı var diye sormaz mıydınız?" Devam ediyor Toyotome: "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınıza yıkılmaz mıydı? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşar dınız?" diye soruyor ve yanıtlıyor: "Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. " Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor 'Rağmen' sevgiyi. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok." diye açıklıyor. Anlatıyor: " Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? " Yazara göre, "açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım, sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? hepsi o." Ve asıl çarpıcı cümle en sonda. "DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR." İYİ DÜŞÜNÜN... Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı? Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı? Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok 'küçük şey'e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yeni yılda düşünün. Yayılın çimlerin üzerine. Acele edin...Er veya geç...Çimenler yayılacak üzerinize...

     

    J. Prevert

       

     
    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/1/2006 - ~~GİT~~
  • Git

    Demek gidiyorsun...
    Ben bunu hakketmedim!
    Ne varsa aşka ve cesarete dair
    Sırtlayıp o büyük yangınınla gidiyorsun demek!!
    Git........
    Oysa

    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Vurup alnıma kavgayı
    Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı
    Akşamlarım olmuştu ve kuduz gecelerim
    Göz yaşlarım ağlarken
    Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime
    O gün bugündür tetikte bir ömrün son kurşunusun
    Hiç aklıma gelmezdi gülüm
    Buda bana ders olsun!!!!
    Demek gidiyorsun...
    Böyle olsun istemezdim oysa!!
    Hazin vedaların bu baş dönmesi
    Cellat kırmızısı bir hüsrandı yollarda.
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler
    Eyvahhhhh.......
    Esmer bir ağıdı bileylemişsem
    Cinnetin ucunu yakmışsam bir kez
    Cehennemin nizamiye kapısındaysam
    Ateşten bir nehre dönen bu isyan
    Hep o gül yangınına kanat çırpar
    Ve en korsan şarkılar yüzünü şarapla yıkar.
    Gidiyorsun demek...
    Ben bunu hakketmedim!!
    Ne varsa aşka ve cesarete dair
    Sırtlayıp o büyük yangınınla git.
    Hadi durma,gençliğimin vebalini,
    Ve sevgisiz hayatımızın bedelini ödemeden git..
    Bu şiiri sana armağan ettim
    Yanına almayı unutma sakın
    Issız gecelerde okur ağlarsın
    Kimseler görmese de kanarsın gülüm
    Neler çektiğimi o gün anlarsın!!!
    Sonbahar yağmuruyla ıslandım sokaklarda
    Ağladım ikimize senden çoook uzaklarda.
    Şimdi hüzün makamında bütün şarkılar
    Bu yorgun ses,bu kör lamba,bu ateşi sönmüş soba
    Tanığıdır yalnızlığın, pişmanlığın tanığıdır.
    Çünkü, çünkü benim kitabımda, aşk bir defa yaşanır..
    Demek gidiyorsun...
    Git..........................
    Bir yanda ölümün alnındaki ter
    Bir yanda suya düşen sardunya
    Ve sabahın saçlarındaki kırağı kadar ışıyorsun
    Hadi durma,
    Sırtlayıp o büyük yangının vebalini
    Ve sevgisiz bir hayatın bedelini ödemeden git.
    Bilirsin, gecenin en karanlık olduğu an
    Sabahın en yaklaştığı zamandır
    Ve hiç bir şey hakkında bildiğimiz her şey
    Aslında YALANDIR....
    Demiştim ya...
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Vurup alnıma kavgayı
    Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı,
    Hüzün sarısı yapraklarını
    Akşamlarım olmuştu, kuduz gecelerim
    Göz yaşlarım ağlamıştı
    Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime
    Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler.
    Demek gidiyorsun...
    Git...
    Bu şiiri sana armağan ettim
    Yanına almayı unutma
    Belki soban sönmüş, kitabın bitmiş, dizlerinde battaniye
    Yalnızlığın iç çekişini duyarsın
    Paketteki son sigaran
    Ve titrek bir mum alevi hüznüyle geçmişe dalarsın
    Kimseler görmese de kanarsın gülüm.
    SENDE YANARSIN ??????

     

    - Fatih Kısaparmak-

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/1/2006 - RÜZGAR İLE YAZ YAĞMURU
  •  -1-

    Susayan son çiçeği sulamıştım ki,

    havuzun motoru durdu...

    Elektrikler kesilmişti,

    Saat 19.00'a geliyordu...

    Ve ansızın bir rüzgar esti delicesine

    Bu ne devasa bir güçtü böyle

    Kavakların başı yere değecekti nerdeyse...

    Çardağın savrulan perdesi

    Rüzgarın boğuk nefesi

    Bulutların uçup gelmesi

    Bir anda oluverdi, beklenmeyen...

    Su yüklü bulutların grisi

    Böylesine karartıcı olmamıştı günlerdir

    Uçuşan yaprakların ardından

    Sadece yavru kedilerdi şimdi koşuşan...

    Çocuklar her zaman oynayabiliyorlar

    Oyun hep baskın çıkıyor korkudan...

     

    -2-

    Yağmur damlaları düşerken tane tane

    Nefes alıyordu çatlayan toprak...

    O estikçe yağmur hızlanıyor,

    Kapıya vuran damlaların buharı

    Rüzgarla savruluyor,

    Doğa burcu burcu kokuyordu,

    Serin ve ıslak...

    Korku ve sevinç yaşanıyordu

    Aynı anda çırılçıplak...

     

    Geldi, esti ve geçti

    Rüzgar, nemli bir tebessümdü şimdi

    Toprakta, yaprakta

    Kalpte ve dudakta...

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/1/2006 - SEVGİ NEDİR?
  • Sevgi sizce nedir?

     

    Sizce nedir?

     

    "Sevginin yapısını çözümlemeye çalışmak, onun günümüzde çok nadir yaşandığını tespit etmek anlamına geldiği gibi aynı zamanda da buna neden olan toplumsal şartların eleştirisini yapmak demektir. Sevginin sadece istisnai ve bireysel değil de, genel bir olgu olabilirliğine olan  inanç, insanın özündeki anlayıştan ileri gelen akla ve mantığa uygun bir inançtır."

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 30/12/2005 - AŞK DOLANIR SENİ GÖRÜNCE AYAKLARIMA...
  •  

    ÜÇ GÜNDÜR EVDEN ÇIKMADIM

    TELEFONLARINI AÇMADIM

    SENİ ÜZEYİM DERKEN GİT GİDE SANA BAĞLANDIM YANİ KENDİ KALBİME BİR ÇELME TAKTIM

    BAKMA KIZINCA SANA GURUR YAPTIĞIMA

    AŞK DOLANIR SENİ GÖRÜNCE AYAKLARIMA...

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/12/2005 - ~~KESİT~~

  • Gözlerim yollarda serili kilim
    Yüreğim denizde bir garip balık
    Yaralı kekliktir ağzımda dilim
    Ben kendi türkümü anlamam artık

    Dağa kaçmış ceylan güldeki koku
    Şahin umutlarım inmez havadan...
    En rahat yatakta uyumaz korku
    Su doldurur kan içerim kovadan

    Aydınlık noktadır derin kuyuda
    Sabahsız geceler ömrümü aşar...
    Girse kuğularım boğulur suda
    Çile bende doğar dert bende yaşar

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    KAHPE BİR DÜŞMANMIŞ SENİ SEVMEK SIRTIMDAN VURULUNCA ANLADIM OYSA BÜTÜN MAVİLERİM SENİNDİ SENİN İÇİNDİ SEYRETTİĞİM TÜM YAKAMOZLAR... AYAKLARINA SERMİŞTİM UĞRUNA ADANANLARI AYNADA KENDİMİ GÖREMEYİŞİM BUNDANMIŞ...

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • İşte Ben
  • Geçmiş
  • Bakakaldıklarım
  • e-posta
  • RSS
  • GÖRÜNTÜLÜ OKEYE NE DERSİN?
  • BİRAZ GÜLELİM Mİ?
  • İTİRAF OKUYALIM MI?
  • GAZETE OKUMAK İSTERMİSİN?
  • RADYO DİNLEMEK İSTERMİSİN?
  • ZİYARETÇİ DEFTERİM

    Arkadaşlarım

  • naci272
  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa
    Moda Haberleri
    Genel Haberler
    Sağlık Haberleri
    Günlük Burç
    TV'de Bugün